top of page

KÜLT OLMAYI HAKEDEN BİR ESER; BİR DÜŞÜŞÜN ANATOMİSİ



Herkes merhabalar! Bu yazımda 2024 Oscar adaylarından "Bir Düşüşün Anatomisi" filmini konuşacağız. Film, Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü kazandı. Ayrıca başrol oyuncumuz Sandra Hüller, en iyi kadın oyuncu rolünü Merve Dizdar'a kaptırsa da Fransa'da ve dünyada parlayan yıldızlardan olmayı başarmış, ki bence sonuna kadar da hakediyor. Ayrıca filmdeki diğer oyunculara bakarsak bence hepsi başrol oyuncusu kadar başarılı özellikle küçük oyuncu Milo Machado Graner'in performanslarını çok beğendim, Palm Dog ödülüne layık görülen köpek Messi’yi de unutmamak gerek.



Öncelikle karşımızda seyirciyi sarsan bir psikolojik gerilim ve filmin büyük yüzdesini oluşturan bir mahkeme draması var. 3 kişilik bir ailenin şehir dışındaki evinde ölümle sonuçlanan bir ‘olay’ yaşanıyor ve ülkemizde olsa ‘ayağı kaydı-düştü-öldü’ kazası ile kotarılabilecek bu vaka, beklenmedik biçimde dallanıp budaklanıp, hayatta kalanların psikolojik açıdan lime lime edilmesine dönüşüyor. 


Sandra Hüller’in müthiş bir oyunculukla canlandırdığı başarılı yazar Sandra Voyter, kocası Samuel’in ölümünden kısa bir süre sonra cinayetle suçlanıyor; üstelik, gerçeği aramak üzere yola çıkmışken onu yeniden inşaa etmeyi tercih eden bir adalet sistemi içerisinde, yas travmasını dahi tam yaşayamadan, kendisi açısından suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışıyor. 2 buçuk saatlik bu yapımda o kadar ustalıklı bir akış kurguluyor ki ibre her bir duruşma sahnesinde bir Sandra’dan yana, bir Samuel’den yana dönüyor. Tabii bu geliş gidişlerde çiftin görme engelli oğlu Daniel’in üstlendiği ya da sırtladığı rolün payı oldukça büyük. Nihayetinde, Triet ve Harari ikilisi, gerçeklik ve kurgu arasındaki buzdan köprüyü ustalıkla kullanarak izleyiciyi sürekli şüpheye düşürmeyi başarıyor. (İtiraf etmeliyim ki bu filme ilk başladığımda 2 buçuk saat ne izleyeceğim ben, kesin çok sıkıcı olacak! Demiştim ama filmin başından kalkamadım.)


Film, bir yandan Fransa’da vuku bulan bir cinayet soruşturmasının nasıl işlendiğinin detaylarını gözler önüne sererken, bir yandan da bir evliliğin sarsılmasını ve bir kadının yazar olarak kendisini var ederken çevresindekiler tarafından bencillikle suçlanmasını da ele alıyor. Özellikle duruşma sahnelerindeki, kurgu romanların bir yazarın fiili düşünceleriymişcesine yargılanmasının absürtlüğü, insana gerçekten pes dedirtiyor. Ayrıca çiftin arasında geçen kavgadaki diyaloglar, şu soruyu da sormamıza salık veriyor: Başarılı yazar olan taraf, erkek/koca olsaydı bunların hangisini konuşuyor olurduk? Evdeki engelli çocuğun, ev düzeninin ya da eşin ihmal edilmesi masaya bile getirilmeyen konular olurdu ve kimse yazar babayı kendi çalışma takvimine uyup roman yazdığı, dışarıyla bağlantı kurmadığı için yargılamaya cüret edemezdi! Fakat çiftler arasında başarılı yazar kadın olunca, olası ihmalkarlıklar hemen birer oka dönüşüp, anne/eş Sandra’yı vurmaya başlayabiliyor; üstelik Fransız adalet ve toplum sisteminde bile! 


Bir Düşüşün Anatomisi, aile, suç-mahkeme ve psikolojiye dair çok güzel bir yapım. Evet benzer filmler görebiliriz ama oyunculuklar ve akış olarak kesinlikle diğerlerinden ayrılıyor. Oscar noktasına gelecek olursak, alabilir mi? Emin değilim, özellikle hepsini izlemeden yorum yapamıyorum (ki Oscar da artık popülariteye göre ilerliyor). Bu sebeple Oscar almasa bile kesinlikle izlenilmesi gereken bir film bence. Herkese iyi seyirler!



Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page