top of page

Kanser Hastalarında Kişilik Özelliklerinin Sosyal Desteğin Aracılık Ettiği Tedaviye Bağlılık ve Öz Yeterlilik (Self-efficacy) Üzerindeki Yapısal Örüntüsü

Son yıllarda bazı hastalıklar ve bu hastalıkların görülme sıklıklarının arttığı gözlemlenmektedir. Bunlar arasında en bilindik ve yaşamı tehdit edici hastalıklardan biri olarak bilinen kanser hastalığıdır. Kanser, kişinin yaşamını tehdit eden bir hastalık olduğu için fiziksel bir hastalık olmasının yanı sıra, kişide birçok olumsuz psikolojik etki de yaratmaktadır. Yapılan araştırmalara göre, geçtiğimiz on yılda, kanser hastalığına yakalanma riski küresel olarak artarken ölüm oranı azalmıştır (Wang&Feng,2022). Önemli bir yaşam stresi faktörü olarak kabul edilen bu hastalık, ciddi psikolojik sıkıntılara ve ruh sağlığı bozukluklarına neden olabilir. En yaygın ruh sağlığı bozuklukları arasında majör depresif bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, uyum bozukluğu, panik bozukluk ve travma sonrası stres bozukluğu yer almaktadır. Kanser gibi, kötü huylu ve yaşamı tehdit eden hastalıkların farkındalığı bireylerin yaşam anlayışını, hayata bakış açısını değiştirmektedir. Bu nedenle kronik hastalıklar ve kanser ile psikolojik durumlar arasında yakın bir ilişki olduğunu gösteren birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışma sonuçlarına dayanarak söylenebilir ki; bu hastaların fiziksel ve ruhsal durumlarını iyileştirmek için tedavi gerekli görünmektedir ve tedaviye uyum ( treatment adherence), bu hastaların genel sağlık durumunun gelecekteki durumunu, halini tahmin etmede en önemli faktörlerden biridir. Başka bir deyişle, kişinin psikolojik durumu, kişideki hastalığın-tedavinin ilerleyişi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.

Kronik hastalık yönetimine (tedaviye) bağlılık, tedavide olumlu sonuçları, yaşam kalitesi ve uygun maliyetli sağlık hizmetleri elde etmek için kritik öneme sahiptir. Dünya Sağlık Örgütü'nün tedaviye bağlılık davranışlarına ilişkin incelemesinde "bağlılığın artırılmasının sağlık üzerinde spesifik tıbbi tedavideki iyileşmelerden daha büyük bir etkisi olabileceği" belirtilmiştir. Yetersiz tedavi uyumu tedavi başarısızlığında önemli bir faktör olmakla birlikte, tedaviye uyumsuzluk sadece sağlık endişelerini arttırmakla kalmaz, aynı zamanda sağlık bakımıyla ilgili maliyetlerin ve kaynakların artmasına da neden olmaktadır. Tedaviye uyumsuzluk, tedavinin kalitesini ve dolayısıyla sağlığı etkiler. Bu nedenle, tedaviye uyum, bu hastalarda etkili tedavinin sağlanmasında ve özgüven ile öz yeterliliğin artırılmasında önemli bir rol oynayabilir.

‘'Öz yeterlilik'’, kişinin uyum sağlayıcı eylemlerde bulunarak zorlu çevresel talepleri kontrol edebileceğine dair inancıdır (Bandura, 1997). Sosyal bilişsel teoriye göre (Bandura, 1997), algılanan öz yeterlilik, davranışı güçlü bir şekilde etkiler ve uyumla olumlu yönde bir ilişkiye sahiptir. Heterojen kanser hastası grupları arasında, öz yeterliliğin, ruh hali, psikolojik uyum, fiziksel ve sosyal refah ve bilişsel işlevsellik ile olumlu ilişkileri bulunmuş ve meme kanseri hastaları arasında da öz yeterliliğin yaşam kalitesi üzerinde olumlu bir etkisi gözlemlenmiştir. Kişinin motivasyonunu azaltabilecek engellere ve nükslere rağmen, öz yeterlilik kişinin riskli davranışlarını değiştirme çabasını ve bu çabayı sürdürme azmini etkiler; bu da sağlıkta olumlu değişikliklerin başlaması ve sürdürülmesinin yanı sıra bireyin sağlık odaklı davranışları gerçekleştirme çabası ve azmi ile ilişkilidir. Bu nedenle, öz yeterlilik, kanser hastalarında yaşam kalitesinin öngörülmesinde çok önemli bir rol oynayabilir.

‘’Kişilik’’ hastaların kişilik farklılıkları, klinik özelliklerinden daha önemli olabilir ve hastalık koşullarına uyum sağlama ya da sağlamama kapasitelerini belirleyebilir. Kişilik, nispeten istikrarlı düşünme, hissetme ve hareket etme tarzlarını ifade eder ve olayları, zorlukları ve beden duygularını değerlendirme yöntemlerini oluşturduğundan sağlıkla da ilişkilidir. Kişiliği kavramsallaştırmak için en bilindik ve kişiliği tanımlamak-değerlendirmek için temel bir çerçeve olarak en çok kullanılan paradigmalardan biri Beş kişilik faktörü modelidir. Kısaca, beş faktör kişilik boyutları şunlardır:

Deneyime Açıklık (Openness)- Deneyime açık olan kişiler, farklı ve çeşitli deneyimler arayışında olurlar. Yaratıcılık ve hayal gücüne ilgilidirler. Deneyime açık olmayan kişiler ise yeni deneyimlere kapalı, rutin şeylerin dışına çıkmayan, meraklı olmayan kişiler olarak nitelendirilebilir.

Özdenetim-Özdisiplin (Conscientiousness)- Özdenetimi güçlü olan bireyler, çalışkan, dikkatli, başarı yönelimli, azimli, sorumluluk sahibi alabilen kişiler olarak nitelendirilirken, özdenetimi düşük olan kişiler dikkatsiz, dağınık, çok çalışkan olmayan, ihmalkar bireyler olarak belirtilir.

Dışadönüklük (Extraversion)- Dışadönük olan kişiler girişken, sosyal, aktif, enerjik, olumlu duygular yaşamaya eğilimli olarak bilinir. Içedönük bireyler ise daha çekingen, mesafeli ve yalnızlığı sevmekle karakterize edilirler.

Uyum (Agreeableness)- Uyumlu bireyler, güvenilir, fedakar, alçakgönüllü, iyi huylu, şefkatli olmakla bilinir. Uyumluluk boyutu düşük olan kişiler şüpheci, kaba, ve acımasızlıkla nitelendirilebilir.

Nevrotiklik (Neuroticism)- Nevrotik özelliği yüksek olan bireyler endişeli, kaygılı, kendine güveni olmayan, duygularda aşırı değişikliğe sahip, strese yatkın kişiler olarak bilinmektedir. Nevrotiklik boyutu düşük olan kişiler ise daha sakin, rahat, duygusal tepkilere yakın  olmama olarak belirtilmektedir.  

Genel olarak yapılan araştırmalar, kişilik özelliklerinin kanser hastalarının sağlığı üzerinde yadsınamaz bir rol oynadığını göstermektedir. Kanser hastalarının öz yeterlilikleri ve sağlık odaklı davranışları alanında pratik bir nokta, deneyimlerini paylaşma konusundaki isteklilikleridir. Bu kişiler, başkalarının ısrarlı bir çabayla yaşam tarzlarını değiştirmeyi başardıklarını gördüklerinde, yaşam tarzlarını değiştirmeye yönelik faaliyetler yürütmede kendilerinin de etkili olduklarını hissetmeye başlarlar ve bu da uyum sağlamalarına yol açabilir.

‘’Sosyal Destek’’, kanserli bireylerin psikolojik, fiziksel ve finansal yardıma ihtiyaç duyduklarında kullanabilecekleri aile, arkadaşlar, komşular ve toplumdan oluşan bir ağdır. Sosyal destek, kronik hastalıkları olan hastalarda yaşam kalitesinin iyileştirilmesi ve tedaviye uyum ile doğrudan ilişkilidir. Uchino (2004) tarafından önerilen destek ile sağlık arasında bağlantı kuran modelde, sosyal desteğin iki psikososyal aracı mekanizma yoluyla yaşam kalitesini, duygulanımı ve morbiditeyi desteklediği varsayılmaktadır: davranışsal süreçler (örneğin, sağlığı teşvik eden davranışları teşvik etme, bağlılık) ve psikolojik süreçler (örneğin, stres değerlendirmesi). Bu mekanizmalar bağışıklık ve kardiyovasküler fonksiyonları etkilemekte, bunlar da hastalığın ilerlemesini ve yaşam kalitesini etkilemektedir. Kanser hastaları arasında morbidite, mortalite ve yaşam kalitesini açıklayan araştırmalar genellikle aile ve arkadaş desteğine odaklanmaktadır.

Tedaviye uyum, kanserli hastalarda sonuçları iyileştirmek için çok önemlidir. İyi sosyal destek de daha iyi bağlılıkla ilişkilidir. Ayrıca, kanser hastalarının etkili ve verimli tedavi ile iyileştirilebilecek birçok psikolojik ve sosyal sorunu vardır. Bu hedefe ulaşmada tedaviye uyum, kişilik özellikleri, öz yeterlilik ve sosyal destek hayati bir rol oynayabilir. Bu nedenle, Aldaghi ve diğerleri, meme kanserli hastalarda kişilik özellikleri, tedaviye bağlılık ve öz yeterlilik arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkileri sosyal desteğin aracı rolünü de göz önünde bulundurarak bir araştırma yapmışlardır. Bu araştırma, Shahid Rahimi Hastanesine takip tedavisi için sevk edilen meme kanseri olan, 20-65 yaş aralığında, evli, kanser dışında ciddi bir fiziksel hastalığı olmayan, majör psikiyatrik bozukluğu olmayan, minimum döngüde okuryazar olan ve anketi yanıtlamaya istekli olan 300 kadından oluşmaktaydı. Katılımcılar, Beş Kişilik Özelliği (beş ana kişilik özelliğini ölçen), Uygun İlaç Kullanımı için Öz Yeterlilik Ölçeği (hastaların tedaviye uyumunu ölçmek için), Kanser Davranış Envanteri (kanserle başa çıkma öz yeterliliğini ölçmek için stres yönetimi, duygu yönetimi vb. alt ölçekler) ve Sosyal Destek Tedavi Sonuçları Anketi gibi araştırma anketlerini doldurmuşlardır. Veriler 2019 yazının başından 2020 baharının sonuna kadar bir yıl boyunca toplanmıştır.

Sonuçlar, kişilik özellikleri ile tedaviye bağlılık, kanser öz yeterliliği ve sosyal destek arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Ayrıca, kişilik özelliklerinin tedaviye bağlılık ve kanserle başa çıkma öz yeterliliği üzerinde anlamlı bir pozitif etkisi olduğu görülmüştür. Öte yandan, kişilik özellikleri sosyal destek aracılığıyla tedaviye bağlılık ve kanserle başa çıkma öz yeterliliği üzerinde dolaylı ve anlamlı bir etki göstermiştir.

Nevrotik insanlar suçluluk, düşük öz saygı, izolasyon, endişe ve utangaçlık duygularına sahiptir. Mantıksız inançlara yatkındırlar ve kaygı ve streslerini düzgün bir şekilde kontrol edemezler. Bazı araştırmacılar, yüksek düzeyde nevroz bildiren kişilerde yüksek düzeyde korku ve stresin tedaviye uyumu azalttığına inanmaktadır. Bu kişilerin stresli olaylar yaşama ve daha fazla depresif atak geçirme olasılığı daha yüksektir (Kheirabadi ve ark., 2020). Yüksek nevroz seviyeleri sigara, alkol tüketimi, bağımlılık ve düzensiz uyku gibi davranışlarla doğrudan ilişkilidir. Nevrozdan yüksek puan alan kişiler daha olumsuz duygulara sahiptir ve stresli deneyimler yaşarlar. Nevroz aynı zamanda sağlık sorunları riskini de artırır.

 Dışa dönük kişiler enerjik ve iyimserdir. Başkalarıyla işbirliği yapma isteği, çalışma ve teşvik etme arzusu ve kalabalık yerlere ilgi duymak bu kişilerin diğer özellikleridir. Araştırma sonuçları, dışa dönük kişilerde yüksek alkol tüketimi, sigara kullanımı ve yüksek riskli davranışlara işaret etmektedir ki bu da bu özellik ile tedaviye bağlılık arasındaki negatif ilişkiyi açıklayabilir.

 Son yıllarda, kişiliğin geri kalan üç boyutunun sağlık odaklı davranışlarla incelenmesine yönelik artan bir ilgi vardır ve bunlar arasında özdisiplin-özdenetim vurgusu daha dikkat çekicidir. Bu özellikten daha yüksek puan alan kişiler daha öz disiplinli ve düzenlidir, bu da sağlığı geliştirici davranışlarla ilişkilidir. Bu kişiler daha iyi fiziksel ve ruhsal sağlığa sahiptir, bilişsel bozukluk açısından daha düşük risk altındadır ve nihayetinde daha düşük ölüm oranına sahiptir. Özdisiplin, toplumda öngörülen, hedefe yönelik ve görev odaklı davranışı kolaylaştıran dürtü kontrolü olarak tanımlanmıştır. Özdisiplin; aşırı alkol tüketimi, sigara ve uyuşturucu kullanımı gibi yüksek riskli sağlık davranışlarıyla negatif, düzenli doktor ziyaretleri ve egzersiz gibi sağlıklı ve önleyici davranışlarla ise pozitif ilişkilidir. Bu kişilik boyutu, daha iyi sağkalım ile ilişkili olduğundan, bu bireylerde tedaviye bağlılığın neden daha yüksek olduğu büyük ölçüde açıklanabilmektedir. Bu özellikte daha yüksek puan alan kişiler daha fazla fiziksel aktiviteye sahiptir. Genel olarak, özdenetim sahibi kişilerin sağlık odaklı ve önleyici davranışlara daha bağlı oldukları söylenebilir.

Sağlık sonuçları ve deneyime açıklık arasındaki ilişki üzerine yapılan araştırmalar, deneyim ve anlaşma arasındaki ilişkiye kıyasla nispeten daha azdır. Bununla birlikte, açık fikirlilik bilişsel, duygusal ve fiziksel sağlığı geliştiren ve ölüm oranını azaltan yeni durumlara uyumu kolaylaştırabilir. Öte yandan, araştırma sonuçları deneyime açıklığın kişinin yüksek riskli davranışlara daha yatkın olmasına neden olduğunu göstermiştir (Joyner vd., 2018). Bu özelliğin fiziksel sağlıkla bağlantısı nispeten düşüktür, ancak çok sayıda çalışma ruh sağlığı ile daha yüksek bir ilişki olduğunu göstermiştir. Ayrıca, araştırmanın nicel sonuçları, yüksek uyumun, yüksek dışa dönüklükle birlikte, sağlık odaklı olumlu davranışlar ve düzenli fiziksel egzersizlerle ilişkili olduğunu göstermektedir.

Özetle, kişilik, sağlık sonuçlarının önemli bir belirleyicisidir ve sağlık davranışları, yaşam kalitesi ve tedavi önlemlerinin sonuçları üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir. Çok sayıda çalışma, kişilik özelliklerinin sağlık odaklı davranışlar üzerindeki etkisini göstermiştir. Tıpta, kanser gibi bir hastalığın zihinsel, duygusal, sosyal ve ruhsal etkileriyle ilgilidir. Kanserin psikososyal etkilerinden bazıları hastanın düşünme şeklindeki, duygularındaki, ruh halindeki, inançlarındaki, başa çıkma yöntemlerindeki ve aile, arkadaşlar ve iş arkadaşlarıyla olan ilişkilerindeki değişikliklerdir. Kanser hastalarına yardımcı olabilecek danışmanlık, eğitim, grup desteği ve manevi destek gibi farklı psikososyal destek türleri vardır. Sonuç olarak, terapötik önlemler dahilinde sosyal destek ağının oluşumu ve büyümesi için bir platform oluşturulması ve sosyal desteği artırmak için özel müdahalelerin hazırlanması ve uygulanması, hastalarda kanser tedavisi ve öz yeterliliğin artırılmasına önemli bir katkı sağlayacaktır.

  

                                                                                                                 Nilay YILDIZAY

 

                                                        Referanslar

Alaleh Attaran khorasani*, Mohammad javad Aldaghi, Niki Darbanbashi khamesi, Manizheh Maleki, Zahra Jahani, Rahman Razavi (2023). Structural Pattern of Personality Traits in Cancer Patients on Treatment Adherence and Self-Efficacy Mediated by Social Support. Iranian Journal of Health Psychology Vol. 6, No. 1, Serial Number 15, p.41-54, Winter 2023

 

National Cancer Instıtıte (2024). NCI Dictionary of Cancer Terms. https://www.cancer.gov/publications/dictionaries/cancer-terms/def/psychosocial

 

Wang Y, Feng W. Cancer-related psychosocial challenges. Gen Psychiatr. 2022 Oct 6;35(5):e100871. doi: 10.1136/gpsych-2022-100871. PMID: 36311374; PMCID: PMC9540834.

 

16 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commentaires


bottom of page